Menu
Abone Ol

Dergimize abone olmak için

Zamana Dair

Evrenin yaratıcısı olan Yüce Allah (celle celâluhû), zamana dair birçok kavrama ve nesneye yüce kelâmında yemin ederek, onların kadir ve kıymetini işaret buyurmuştur. Birçok İslâm âlimi, zamanın verimli değerlendirilmesine dair muhtasar [kısa, özet] ve mutavvel [uzatılmış, uzun] eserler kaleme almışlardır.

Evrenin yaratıcısı olan Yüce Allah (celle celâluhû), zamana dair birçok kavrama ve nesneye yüce kelâmında yemin ederek, onların kadir ve kıymetini işaret buyurmuştur. Birçok İslâm âlimi, zamanın verimli değerlendirilmesine dair muhtasar [kısa, özet] ve mutavvel [uzatılmış, uzun] eserler kaleme almışlardır.

Meselâ, sünnete uygun yaşayan bir mü’min gündüzün tamamını işe ayırmadığı gibi, gecenin tamamını da uykuya ayırmaz. Günümüz insanı önceki günün vermiş olduğu yorgunlukla, hemen hemen gecenin önemli bir kısmını uykuyla geçirir. Ertesi gün de erken saatlerde yola koyularak akşamın sonuna kadar yuvasına kolay kolay dönemez.

Geçmiş, şimdiki hâl ve gelecek olmak üzere üç kısımda incelenebilecek olan zamanın, kişiyi ilgilendiren en önemli dilimi şimdiki zamandır. Çünkü mazi geçmiş olup, kendisinden ibretler alınmaktan başka, kişiyi ilgilendiren bir tarafı yoktur. Geleceğin ise yaşanılıp yaşanılmayacağı kişi açısından meçhuldür. Sorumlu olunan şimdiki hâldir. Geçmişin tövbesi de geleceğin niyeti de bugün yapılır. Hazreti Ali (radiyallâhu anh) Efendimizin de buyurduğu gibi, “Günlerin en hayırlısı kişinin hatasından pişman olup hakikate yöneldiği gündür.” “Dün öldü, bugün can çekişiyor, yarın doğmadı, sen şu ânı değerlendirmek için amele sarıl.” buyuruyor Bişr el- Hâfî (kuddise sırruhû) Hazretleri. Yine Hâce Muhammed Pârsâ (kuddise sırruhû) Hazretleri şöyle der: “Gâfil halk tembelliğinden bir lâf eder: Yarın olsa da bir iş işlesem… Bilmez ki, bugün, dünkü günün yarınıdır. Bugün ne işlemiştir ki, yarın ne işleye?..

İslâm kültüründe gece-gündüz, yaz-kış, mesai-tatil ve benzeri kavramlar günümüz modern kültürünün anlayışından oldukça farklı yorumlanır. Meselâ, sünnete uygun yaşayan bir mü’min gündüzün tamamını işe ayırmadığı gibi, gecenin tamamını da uykuya ayırmaz. Günümüz insanı önceki günün vermiş olduğu yorgunlukla, hemen hemen gecenin önemli bir kısmını uykuyla geçirir. Ertesi gün de erken saatlerde yola koyularak akşamın sonuna kadar yuvasına kolay kolay dönemez. Sefahat [zevk, eğlence] hayatı süren bir grup kişiyse, geceyi sözde eğlenceyle geçirerek gündüzün uyuklamaktadırlar. İslâm, gündüzün maişet [yaşama, geçinme] için yaratıldığını ifade etse de onun sadece para kazanmakla sınırlı olmadığı, ilim, amel, sıla-i rahim [akbarayı ziyaret ve iyi ilişki] ve cihadın da maişet kavramı altında ifade edildiği sünnetteki uygulamadan anlaşılmaktadır. Gece ise dinlenmek için yaratıldıysa da İslâm’ın bu kavramdan kastı sadece uyumak ve hoş vakit geçirmek değildir. Bunların yanı sıra neslin devamının sağlanması, zikir ve duayla Allah’a (c.c.) yaklaşılması, Kur’ân’ın ve kâinatın tefekkür edilmesi1, dinlenme kapsamına dâhil edilmiştir. Pozitivist2 bakış açısıyla, kış mevsimi giderlerin arttığı ve üretimin azaldığı istenmeyen bir zaman dilimidir. İslâm ise bu mevsimi, kişinin bireysel ve toplumsal olarak gelişim gösterdiği bir zaman dilimi olarak değerlendirir. Materyalist bakış açısına göre yaz tatil mevsimidir. İslâm ise, bu mevsimi yeniden dirilişin misali ve insanlığa hizmetin fırsatı olarak değerlendirir. 

Müslümanın tatili öte dünyada olduğu için, sayılı olan nefeslerin ya dünyada ya da ahirette faydası olacak işlerle geçirilmesi lazımdır. Yüzmek, güneşlenmek ve gezinti yaparak sosyalleşip vakit geçirmek, meşru daire3 içinde olursa tatil değil hayatın bir gereksinimidir. Bu bakış açısı geçen zamanı anlamlı kılar. 

Genel olarak, tarihin dönemlerinin isimlendirilmesi de esasen belli kabullere işaret etmektedir. Meselâ “Orta Çağ” Batı için karanlıkken, İslâm Dünyası için aydınlıktan gözlerin kamaştığı bir zaman dilimidir. “Yeni Çağ” Batı için aydınlanma dönemi olarak kabul edilirken, Müslümanların rehavete kapılmaya [kontrolü kaybetme, gevşeme] başladığı, zeval vaktinin başlangıcı olarak değerlendirilebilir. Batı kültürüne göre Antik Yunan ve Roma dönemi bir mucizeyken, bizim anlayışımızda, Sokrates’in bile putlarla mücadele ettiği için zehirlenerek öldürüldüğü bir Cahiliye Dönemi’dir. Yine, Batı kültürü bilimsel bilgiyi tabulaştırdığı için, günümüzü “Bilgi Çağı” olarak isimlendirmektedir. Fakat tarihin hiçbir döneminde bilginin bu denli çarpıtıldığı ve doğruyla yanlışın ayırt edilmesinin zor olduğu başka bir dönem olmamıştır.

 

“Bu nasıl bir dünya, hikâyesi zor;

Mekânı bir satıh, zamanı vehim.

Bütün bir kâinat muşamba dekor,

Bütün bir insanlık yalana teslim.”

(Necip Fazıl)


Sonuç olarak zaman kavramı, her idealin kendi ön kabullerine göre anlam kazanmaktadır. İslâm’ın “Asr-ı Saâdet” olarak nitelendirdiği dönem ölçü alınarak, yeni bir zaman taksimatı [bölme, bölüştürme] yapılmalıdır. Hazreti Ömer (radiyallâhu anh) nasıl zamanı hicretten önce ve hicretten sonra olarak taksim etmişse, günümüz insanının da hayatı ve özellikle de zamanı anlamlandırırken, merkeze tevhit anlayışını koyması gerekir. Cumanın resmî tatil günü olmasından çok, nasıl geçirildiği, Ramazan ve Kurban bayramlarının nasıl değerlendirildiği, ramazan ayının fikir dünyamıza ve manevî hâlimize ne kattığı, mübarek gün ve gecelerin hangi erdemlerin yeniden filizlenmesine vesile olduğu önemlidir.

admin

admin