Zamanın enderlerinden olarak bir ilim ve mânâ ehli, medrese ilimlerini ve tasavvuf ilmini tahsilin ardından, zamanın ihtiyacı olarak bir de fikir makamında yol tutması gerektiğini anlar. Fakat kendi başına bulamaz. Allah’a yakarır. “Yâ Râb! Hangi yolu tutayım?” diyerek istihâreye yatar. Rüyâsında kendisine hâtiften [gizliden] bir ses “Zâhid el-Kevserî ile Muhammed İkbâl arasında bir yolu takip …
Zamanın enderlerinden olarak bir ilim ve mânâ ehli, medrese ilimlerini ve tasavvuf ilmini tahsilin ardından, zamanın ihtiyacı olarak bir de fikir makamında yol tutması gerektiğini anlar. Fakat kendi başına bulamaz. Allah’a yakarır. “Yâ Râb! Hangi yolu tutayım?” diyerek istihâreye yatar. Rüyâsında kendisine hâtiften [gizliden] bir ses “Zâhid el-Kevserî ile Muhammed İkbâl arasında bir yolu takip et!” der.
Bu rüyanın hemen ardından Büyük Doğu-İbda bağlıları ile tanışan ve Necip Fazıl’a dair okumalarını, artık başka bir gözle ve sistemli bir şekilde tekrar eden bu ilim ve mânâ ehli, “Rüyamda bana tavsiye edilen bu yolun Necip Fazıl’ın yolu olduğunu anladım” demiştir.
Bu hadisenin bizler için kıymeti büyüktür. Zikredilen iki isme özellikle dikkat edip, üzerine sistemli okuma ve çalışmalar yapmak gerekmektedir. Nitekim Necip Fazıl da İkbal’i önemsemiş, Büyük Doğu’larda kendisine yer vermiş, daha da yer vereceğini bildirmiştir.
İkbal’in ahir ömrünün son mahsûllerinden Darb-ı Kelîm’den, yani Hazreti Mûsâ aleyhisselâm’ın asasını yere vurması ile elde edilen feyz ve bereketler gibi bir ümidi ifâde eden eserinden seçmeler yaptık. İkbal’in Büyük Doğu ideolocyasını da destekleyen fikir dünyasından haber vermek istedik.
İçinde yaşadığımız yüz yıla savaş ilânı:
1-Hür yaradılışın feveranları, bir yerde durup oturmakla bağdaşamaz. Bahar rüzgârı dalgası gibi gezip dolaş, en iyi budur.
2-Bir cezbe ile Mûsâ vuruşunu [darb-ı Kelîm’i] ele geçir. Yolun üzerindeki taştan binlerce çeşme fışkırır.
İzah’dan:
1-Ne Kâbe’de ne kilisede ‘benlik’ duygusu uyanmamıştır. Sanki şark milletlerinin ruhu afyon çekip uyuşmuştur.
2-Eğer dünya yüzünde kıyametler koparacak bir kudret gösteremiyorsan, göklere ait düşüncelerde derinleşmek sana çok ağır gelir.
Lâ ilâhe illallah’dan:
1-Lâ ilâhe illallah, beşer ‘benliğinin’ sırrıdır. Benlik bir kılıca, Lâ ilâhe illallah da bileği taşına benzer.
2-Bu asır zamanının İbrâhim’ini aramaktadır. Cihan baştan başa bir puthanedir. Fakat Allah’dan başka bir hüda yoktur.
5-Akıl ve idrak, zaman ve mekân tasavvurlarına saplanmıştır. Fakat ne zaman ne de mekanın aslî bir varlığı vardır. Allah’dan başka hüda yoktur.
Felsefenin kıvrımları arasında kendini kaybeden sâdâttan [Ehl-i Beyt] birine hitap:
1-Eğer kendi benliğini elden çıkarmayaydın Bergson’un kölesi olmazdın.
2-Hegel’in elindeki sadefin içinde inci yoktur.
3-(Şimdi önümüzde şu mesele vardır) Hayatı nasıl kuvvetlendirmeli ve benliği zaman kayıtlarından nasıl kurtarmalı?
4-İnsan sebat ve devam arar ve bir hayat kanunu elde etmek için çabalar.
5-Bir kanun ki dünyanın gecesini gündüze çevirsin ve imanlı Müslüman’ın ezanı ufuklarda yankılansın.
6-Benim dedem Sumenatî [yani putperest] idiler, babalarım da Lât ve Menât’a taparlardır.
7-Sen Hâşimî Seyyid [Hazreti Muhammed’in sallallâhu aleyhi vesellem]’in evlâdındansın.
8-Felsefî fikirler benim tıynetime işlemiş ve gönlümün kökleri içindedir.
9-İkbâl’in bir hüneri yoktur, amma felsefenin esaslarını iyi bilir.
10-Senin deliliğinden yükselen alevin harareti yoktur. Bu gönül aydınlatan ince hakikati sana söyleyeyim dinle:
11-Akıl, insanı Zât-ı İlâhî ile temas ettirmez ve felsefeyi hakîkî hayattan uzaklaştırır.
12-Bizim düşüncelerimizden doğan bu sessiz nağmeler amel (hayat ve hareket) zevki için ölüm mesâbesindedir.
13-Din, hayat mesleğini değerlendirmektir. Din, Muhammed ve İbrâhim’in sırrıdır.
14-Muhammed’in sözüne gönül bağla ey Ali evlâdı, Seyyid, ne zamana kadar Bû-Ali’nin [İbn Sinâ] peşine düşeceksin!
15-Yolu gören göze sahip değilsin, Kureyşli bir yedekçi İmam Buhârî’ye müreccahtır.
İlim ve aşk:
1-İlim bana: ‘Aşk deliliktir’ dedi. Aşk ise: ‘İlim ancak bir zan ve tahminden başka bir şey değildir’ dedi.
2-Siz zan ve tahminin cazibesine kapılmamalı, kitap kurdu olmamalısınız. Aşk baştan başa huzur, ilim baştan başa perdedir.
3-Kainatın savaş meydanı aşkın harareti ile vücuda gelmiştir.
4-Aşk sükûn ve sebat olduğu halde alemin hayat ve ölümü ile ikizdir. İlim apaçık bir sualdir. Aşk ise gizli bir cevaba benzer.
5-Fakrın ve dinin saltanatı aşkın mucizelerinden meydana gelir. Tac ve mühür (hakimiyet alameti) sahipleri aşkın hakir köleleridir.
6-Aşk hem mekandır, hem de o mekanda oturandır. Hem zamandır, hem de zemindir. Aşk baştan ayağa iman ve yakîndir. İman ve yakîn ise her başarının anahtarıdır.
7-Aşk şeriatinde bir yerde konaklamak haramdır. Huzursuzluk, perişanlık, tufan, deniz aşk için helal, fakat bir sahilde oturup dinlenmek haramdır.
8-Aşk yalnız çarpma, yıldırım ve şimşeği kabul eder. Harman sahibi olmayı istemek ona haramdır.
9-Aşk yalnız meşakkat ve mahrumiyetler içinde yaşar ve hiçbir maddî hedef gözetmez. İlim kitabın oğlu, aşk anasıdır (ümmü’l-kitab).
“Yâ Râb! Hangi yolu tutayım” diyerek istihâreye yatar. Rüyâsında kendisine hâtiften [gizliden] bir ses “Zâhid el-Kevserî ile Muhammed İkbâl arasında bir yolu takip et!” der. Bu rüyanın hemen ardından Büyük Doğu-İbda bağlıları ile tanışan ve Necip Fazıl’a dair okumalarını, artık başka bir gözle ve sistemli bir şekilde tekrar eden bu ilim ve mânâ ehli, “Rüyamda bana tavsiye edilen bu yolun Necip Fazıl’ın yolu olduğunu anladım” demiştir.
İçtihat:
1-Hindistan’da bir kimse din felsefe ve hikmetini nereden öğrenmeli? Hiçbir yerde bir iş ve hareket (amel) lezzeti ve derin bir fikir görülmüyor.
2-Artık fikir cesareti kalmamış, buna karşı bir şevk ve iştiyak duyulmuyor. Bu mahkumiyet, bu tahkike yanaşmadan sadece taklit peşinde koşmak acınacak bir şey!..
3- İslâm fakihleri ne kadar miskin ve sönük bir hale gelmişler ki, kendi huzur ve rahatları bozulmasın diye Kur’ân’dan taviz veriyorlar. Bu kölelerin inancına göre Kur’ân eksiktir.
4- Çünkü Müslümanlar’a köleliğin usûl ve âdâbını, yolunu öğretmiyor.
Zikir ve fikir:
1-Fikir ve zikir ‘allamel esmâ’ [isimleri öğretti] âyeti, kendi şânında nazil olan sâlikin yolu üzerindeki makamlardır.
2-Mevlânâ ve Ferîdüddîn Attar’ın kemâlâtı zikir makamını, Bâ-Ali Sinâ’nın [İbn Sinâ] makaleleri ise fikir makamını teşkil eder.
3-Zaman ve mekanı tartmak ve ölçmek fikir makamını gösterir. Fakat zikir makamı ‘sübhâne Rabbiye’l-a’lâ’ makamıdır.






