Muhammed İkbâl, Bâl-i Cibril isimli eserinde İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nden şöyle bahseder: “Şeyh Müceddid’in mezarına ziyarete vardığımda anladım kiGökteki yıldızlar bile utanır bu toprağın zerresinden”“Sıcak nefesinden Allah ehlinin kalbindeki ateş sönmediAllah O’nu tam zamanında yetiştirdi de, haber sunduHindistan’da İslâm’ın koruyucusu, milletin tek sermayesi haline geldi” Buradaki Hindistan yerine dünya kelimesi yerleştirilebilir: “Dünyada İslâm’ın koruyucusu ve milletin tek sermayesi …
Muhammed İkbâl, Bâl-i Cibril isimli eserinde İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nden şöyle bahseder:
“Şeyh Müceddid’in mezarına ziyarete vardığımda anladım ki
Gökteki yıldızlar bile utanır bu toprağın zerresinden”
“Sıcak nefesinden Allah ehlinin kalbindeki ateş sönmedi
Allah O’nu tam zamanında yetiştirdi de, haber sundu
Hindistan’da İslâm’ın koruyucusu, milletin tek sermayesi haline geldi”
Buradaki Hindistan yerine dünya kelimesi yerleştirilebilir: “Dünyada İslâm’ın koruyucusu ve milletin tek sermayesi haline geldi.”
Necip Fazıl ise Mektûbât isimli çalışmasında İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nin İslâm’ı koruyuculukları hakkında “İkinci Bin Yılın Yenileyicisi Şeyh Ahmed-i Fârûkî Serhendî (İmam-ı Rabbâni) Hazretleri de, resuller, nebîler ve sahabîlerden sonra ümmet kadrosunun en büyük ferdi” derken, sundukları sermaye hakkında “Allah ve Resulü’nün kitaplarından sonra dinin en büyük eseri Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî…”1 demektedir.
Necip Fazıl, İdeolocya Örgüsü eserinde de şöyle demiştir:
“16’ncı asır sonlarının Hindistan’da pırıldayan ve her hikmeti getiren güneş şahsiyeti, İkinci Binin Yenileyicisi (hâlâ onun devresindeyiz) İmâm-ı Rabbânî Hazretleri…”2
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nden sonra gelen Nakşî büyükleri, himmetlerini Mektûbât’ı anlamaya ve anlatmaya sarfetmiştir. Necip Fazıl da, İslâm harflerinin yasaklanması ve sade bir Türkçe ile tercümesinin bulunmaması sebepleri ile bu dinin en büyük eserini okuyamayan kitlelere sunmak için gayret sarf eden ilk isim olma şerefine ermiştir. Tıpkı cumhuriyet devrinin zulümlerini ilk kez dile getirme, Sultan İkinci Abdülhamid Han, Sultan Vahdeddin Han’ın haklarını ilk kez kitaplık çapta savunma örneklerinde olduğu gibi. Mektûbât ile beraber Molla Câmî’nin Nefahât ve Şeyh Safiyüddîn’in Reşahât’ını da yine ilk olarak cumhuriyet devrinde neşreden Necip Fazıl’dır. Büyük Doğu kitaplığının bu tarihî yeri henüz fark edilmemiştir.
1945 Büyük Doğu’larından itibaren bütün Büyük Doğu’nun dergi ve gazete sayılarında Mektûbât-ı Rabbânî’den genellikle kısa, kimi zaman da uzun parçalara yer vermiştir.
Cumhuriyet sonrası yıllarda ilk olarak Mektûbât-ı Rabbânî’ye dikkatleri çeken, “İmâm-ı Rabbânî zevkini” tekrar başlatan Necip Fazıl’dır:
“Bazı maruf ve avam diline düşmüş din büyüklerine nisbetle ancak havâs tabakasının tanıdığı bu büyük zâtı, umumî plâna çıkaran ilk teşebbüs de Büyük Doğu’dan… [B]u teşebbüsten sonra İmâm-ı Rabbânî zevki hayli yayılmış, umumîleşmiş ve ‘Mektûbât’ın kitaplık çapta kısmî tercümelerine kadar girişilmiştir. Ne çare ki, bu teşebbüsten sonra İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’ne lâyık, yahut lâyık olamamaya lâyık bir üslup ve anlayış, hiçbir kalemde belirememiştir.”3
Necip Fazıl, üslup ve anlayış göremediği Mektûbât’ın kitaplık çapta kısmî tercümelerinden bahsederken, daha ileri tarihli bir Büyük Doğu’da, Sizinle Başbaşa köşesinde bir okuyucusuna verdiği cevapta Mektûbât’ın istediği üslub ve anlayış gerçekleşene kadar çok sayıda tercüme teşebbüsüne ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Ancak ıstıfa süreci denen bu çok sayıdaki denemeden sonra bir dilin oturabileceğini bildirmiştir. Bu süreç hala devam etmektedir. İstenen dilin oluşup oluşmadığı, nelere dikkat edilmesi gerektiği maalesef henüz tartışılmamıştır.
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nden sonra gelen Nakşî büyükleri, himmetlerini Mektûbât’ı anlamaya ve anlatmaya sarfetmiştir. Necip Fazıl da, İslâm harflerinin yasaklanması ve sade bir Türkçe ile tercümesinin bulunmaması sebepleri ile bu dinin en büyük eserini okuyamayan kitlelere sunmak için gayret sarf eden ilk isim olma şerefine ermiştir.
Esasen Necip Fazıl burada yüce eseri bütünleştirmeyi istikbâle bıraktığını belirtirken, bir taraftan Büyük Doğu bağlılarına bu noktada bir vazife yüklemektedir. Zira Necip Fazıl’ın yayına başladığı 1945’ten bu yana İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’ne lâyık bir üslup ve anlayışta bir Mektûbât neşredilememiştir. Bunu Necip Fazıl’ın Mektûbât metni ile diğer tercümeleri karşılaştıranlar fark edecektir.
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’ni ve Mektûbât’ı umûmî plâna çıkaran ilk teşebbüsün sahibi Büyük Doğu olduğu halde, Mektûbât üzerine ilmî çalışmalar yapan akademisyenlerce bu hak teslim edilmemiştir.4 Tıpkı Büyük Doğu’ya dair hemen hiçbir hakkın teslim edilmediği gibi. Bunda istisna olan Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu hoca da birkaç kelime ile geçiştirmiş, Necip Fazıl’ın orijinal üslubunu fark edememiştir.5
Bu yazıda, şimdiye kadar Türkiye kütüphanelerinde yer almış bütün Mektûbât çalışmalarının bir bibliyografyasını vermeye çalışacağız. Allahu Teâlâ’nın izniyle bundan sonraki yazılarımızda Türkçe tercümeler ile Necip Fazıl’ın çalışmasını metinler üzerinden karşılaştırmayı hedefliyoruz.
Mektûbât’ın kısaca özelliklerine değindikten sonra yayın tarihine ve Türkçe’deki hikayesine geçeceğiz.
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nin sağlığında kitaplaştırılan ve Mektûbât olarak isimlendirilen eseri üç cildden oluşmaktadır. Mektupların toplam sayısı 536’dır. Birkaçı Arabça olmak üzere, tamamı Farsça’dır. İlk cilddeki mektuplar Bedir Ashâbı’nın (radiyallâhu anhum) sayısı olan 313 ile sınırlandırılmıştır. İkinci cild, Esmâü’l-Hüsnâ’ya işâreten 99; üçüncü cild ise sûre sayısına işâreten 114 olarak belirlenmiştir.
Mektupların tarih aralığı Hicrî 1008-1034 (m.1599-1624) arasıdır. Mektuplar cild sırasıyla 1616, 1619, 1622 yıllarında yayınlandı. Mektupların yüzde kırk altısı mânâ ehli şeyh, halîfe ve âriflere, yüzde yirmi beşi âlimlere, yüzde yirmi ikisi siyâsî güç sahibi yöneticilere yazılmıştır. Diğer mektuplar da çeşitli meslek gruplarına ve kimliği belirlenemeyen isimlere yazılmıştır. Bu cihetle Mektûbât, Necip Fazıl’ın her hikmeti getiren tesbitini, dışından da izah etmektedir. Onda tasavvuftan kelama, tarihten siyasete kadar her ilme dair anlayış, bilgi ve hikmetler yer almaktadır. Arabça mütercimi Muhammed Murad Remzi el-Kazanî de şöyle demiştir: “Avamdan havâsa, hassü’l havâsa, her Müslüman’ın her işini görmeye, göstermeye kâfî eser.”6
- Türkçe Tam Tercümeler
- Müstakimzâde Süleyman Saadeddin Efendi tercümesi: Tercüme-i Mektûbât-ı İmam Rabbânî. Osmanlı’nın en çok eser kaleme alan âlimlerinden olan Müstakimzâde Efendi, Nakşibendî-Müceddidî meşâyıhından Mehmed Emin Tokâdî (kuddise sırruhû) Hazretleri’nin mürididir. Mürşidinin işareti üzerine h.1163-1165 (m.1750-1752) arasında Mektûbât’ı Türkçe’ye tercüme etmiştir.
Şöyle ki: Mehmed Emin Tokâdî Hazretleri İstanbul’da iken Mektûbât’ın bir nüshasının Şeyh Murad Tekkesi’nde olduğunu işitmesine rağmen nüshaya ulaşamamıştır. Bu sırada Müstakimzâde Efendi’ye “İnşaAllah sen bir nüshasına mâlik olup tercümesine dahi vesîle olursun” buyurmuştur. Tokadî Hazretleri’nin vefatından bir iki sene sonra nüshaya mâlik olan Müstakimzâde Efendi bunu bir emir kabul ederek tercümeye başlamıştır.7
Tercüme-i Mektûbât-ı İmam Rabbânî, Süleyman Sadeddin Müstakimzâde yazar ismi ile Hicrî 1277 (m. 1860) yılında Sahhaf el-Hâc Ali Rıza Efendi Litografya Matbaası’nda basılmıştır. Bu tercümede bütün mektuplar tek ciltte toplanmıştır. 286 + 110 + 143 olmak üzere 539 sayfadır.
İlk Türkçe tercüme İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nin 1624’deki vefatlarından 127 sene sonra, ilk Türkçe neşriyat ise 236 sene sonra yapılmıştır. Tercümeden hemen sonra elyazması olarak da alakaya mazhar olduğunun işareti farklı kütüphanelerde 20 adet nüshasının tesbitinden de anlaşılmaktadır.8 Matbaanın da yaygınlaşması ile bu tercümeye büyüyen alaka Hâlidîlik devrinde olmuştur.
Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri’nin bu tercümeye dair bir değerlendirmeleri, Necip Fazıl tarafından şöyle nakledilmiştir: “‘Mektûbât’; İmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin, bu, Allah’ın ve Resûlü’nün kitabından sonra dinde en büyük eseri bile, Türkçe tercümesinde bazı yanlışlara bulanmıştır.”9
- Abdülkadir Akçiçek tercümesi: Mektûbât-ı Rabbânî – Tam Metin Tercümesi. Müstakimzâde Efendi’nin ardından ilk Türkçe tam tercüme, tasavvufa dair çok sayıda tercümesi ile tanınan, Nakşibendî-Hâlidî mürşidlerinden10 Abdülkâdir Akçiçek Efendi tarafından 1977 yılında yapılmıştır. Müstakimzâde’den temel farkı Farsça orijinal dil yerine, Murad Remzi el-Kazanî’nin Arabça tercümesinden Türkçe’ye tercüme olmasıdır. İki cild ve (920+823) 1754 sayfadır. Türkiye’de en yaygın tercüme bu eserdir.
- Ali Kara tercümesi: Kelime Anlamlı ve Açıklamalı Mektûbât-ı Rabbânî. Kitap Kalbi Yay., 2017, 7 Cild, 5900 sayfa. Kazanlı Murad Remzi Efendi’nin Arabça tercümesi, kırık mânâ vermek denilen usûl ile kelime kelime tercüme edilmektedir. Sekiz cild tutma sebebi bu şekilde tercüme edilmesi ve yer yer izahlar verilmesidir.
Ali Kara Hoca’nın bir diğer çalışması şudur: Mektûbât-ı Rabbânî Arapça Metin ve Tercümesi. Kitap Kalbi Yay., 2 Cild, 1600 sayfa. Kelime anlamlı ve açıklamalı olmayıp sırf Mektûbât metnidir. Daha önce İstanbul Kitabevi, İhvan Neşriyat gibi farklı yayınevlerinden baskısı yapılmıştır.
- Osman Şen tercümesi: Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî Tercümesi. Gül Neşriyat, 2009, 4 Cild, 3094 sayfa. Harekeli Arabça metinle birlikte yayınlanmıştır. Bu zatın Rûhu’l-Beyan tefsiri tercümesi de vardır.
- Kasım Yayla tercümesi: Mektûbât-ı Rabbânî. Yasin Yay., 2004, 3 Cild, 1531 sayfa. Tercüme günümüzde Merve Yayınları’ndan (736+808 sayfa) çıkmaktadır.
- Yasin-Semerkand yayınları tercümesi: Mektûbât-ı Rabbânî Tercümesi – Kelime Anlamlı Açıklamalı Tercüme. Heyet halinde yapılmış bir tercümedir: Mustafa Alp, T. Alp, Orhan Ençakar, Ömer Faruk Tokat, Hamdi Kasımoğlu, Abdulkadir Yılmaz, Yasin Yay., 2001, 8 Cild, 5673 sayfa. Bu çalışma, kelime kelime tercüme olmakta ve dipnotlarda açıklama eklemekte Türkçe’deki ilk eserdir.
Mektûbât-ı Rabbânî, Semerkand Yayınları. Tercüme heyeti: Ahmed Hamdi Yıldırım, H. Alp, Ömer Faruk Tokat. 2013, 3 Cild, 2488 sayfa; Yasin Yayınları’nın neşrinde bulunan bazı isimlerin de iştirak ettiği tercümedir. Haliyle bazı birebir sayfalar mevcuttur.
- Türkçe Seçme Tercümeler
- Necip Fazıl’ın manalandırması: Mektubat – İmam Rabbanî’nin Mektuplarından Parçalar. Türk Neşriyat Yurdu, 1955, 80 sayfa. Bu eseri ayrıca ele alacağımız için fazla izaha girmiyoruz.
- Süleyman Teymuroğlu’nun tercümesi: Mektûbât 1. Hilal Yay., 1962, 335 sayfa. Teymuroğlu Efendi, Van’da yaşayan Azerbaycan kökenli bir ailedendir. Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri’nin müridlerinden ve Büyük Doğu dergisinin yazar kadrosundandır. Mârifetnâme’den de sadeleştirmeleri mevcuttur.
- Hüseyin Hilmi Işık tercümesi: Mektûbât Tercemesi. Sönmez Neşriyat, 1968, 623 sayfa. Müjdeci Mektuplar adıyla yine Müstakimzade esas alınarak ve yazar ismi “Ahmed Faruk” gösterilerek tek cild şeklinde, 616 sayfa yayınlanan çalışma da Hilmi Işık’a aittir.
Işık’ın Mektûbât’tan seçmelerin de yer aldığı diğer çalışmaları şöyledir:
Kıymetsiz Yazılar. Mektûbât’tan seçme cümlelerdir. 1994 yılında neşredilmiştir. Elif-bâ sırası ile dizilmiş, her cümlenin sonuna cild ve mektûbun sıra numarası yazılmıştır. Esere bu ismi “Eserin ismi (Kıymetsiz Yazılar) olsun, bunun kıymetine karşılık olabilecek birşey bulunabilir mi” buyuran Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri vermiştir. Hilmi Işık, takdimde “1344 [m. 1936] senesinde Kâsımpâşalı hattat Safî beğ tarafından, İslâm harfleri ile yazılarak, basdırılmışdır” der.
Meşâhir-i Eshâb-ı Kirâm (daha sonraları; Eshâb-ı Kirâm). Ergin Kitabevi, 1957, 288 sayfa. Burada yazar olarak, farklı baskılarda İmâm-ı Rabbânî – Ahmed Farûkî Serhendî, Ahmed Fâruk gibi isimler verilmiştir. Mütercim olarak her ne kadar Seyyid Zeynel Abidin Işık ismi kullanımışsa da çalışma Hilmi Işık’ındır.
Işık’ın bir başka Mektûbât başlıklı çalışması vardır ki, altbaşlığında “-Kitabından 33 Mektub” ibareleri yer almaktadır. Eserin gerçek adı Mektûbât-ı Mâsûmî’dir ve sahibi İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nin oğul ve postnişinleri Muhammed Masum Hazretleri’dir (kaddesallâhu esrârahum).
- Hayrettin Karaman tercümesi: İmam-ı Rabbânî ve İslam. Yağmur Yay., 1968, 144 sayfa. Daha sonra İmâm-ı Rabbânî ve İslâm Tasavvufu adıyla neşredildi. (1987, 192 sayfa) Eser, esasen yazar yahud müellif olarak ne Karaman’ın ne de Mevdudi’nin ismine ihtiyaç görmeyecek muhtevada iken, bu isimler verilerek bir telif havası oluşturulmuştur. Maksatları bu din büyüğünü istismardır. Zira esere aldıkları mektupların içeriklerine –meselâ Hazreti Muâviye radiyallâhu anh bahsi- esasen inanmamaktadırlar.
- Ali Kara tercümesi: Akâid-i Rabbânî. Serhend Yayınevi, 2001, 159 sayfa. İtikâda dâir uzun üç mektubu içermektedir.
- Metin Zirek tercümesi: Mektubat – Yeni Çeviri. Yeni Şafak Gazetesi, 2006, 656 sayfa. Aynı mütercimin Sosyal Yaşama Dair Mektubat’tan Öğütler isimli bir seçme çalışması vardır: İlke Yay., 2014, 174 sayfa.
- Süleyman Kuku [A. Fârûk Meyân] tercümesi: İmâm-ı Rabbânî ve Yolundakilerde Namaz. Damra Yayınevi, 2012. Burada Mektûbât-ı Rabbânî’den seçmelerin yanında birçok tasavvuf büyüğünün de namaza dair eserlerinden yapılan seçmelere yer verilmiştir.
- Altınoluk tercümesi: Mektûbât-ı Rabbânî’de Şeriat ve Tasavvuf, Tercüme Heyeti: Necdet Tosun, Süleyman Derin, Ahmet Hamdi Yıldırım, Altınoluk Yayınları, 2014, 496 sayfa.
- Mükerrem Mete tercümesi: Rabbânî Nasihatler. Semerkand Yay., 2016, 264 sayfa.
- Ergün Telis tercümesi: Mektûbât-ı Rabbânî (Seçmeler). Kayseri Eğitim ve Kültür Vakfı Yay., 2017, 453 sayfa. Kendilerini doğrudan Büyük Doğu fikriyatına nisbet eden bir vakfın yayınıdır.
- Osmanlıca seçmeler: Osmanlıca Kırık Manalı Mektûbât – Seçme Mektublar. Cümle Yay., 2016, 500 sayfa. Osmanlıca seçme mektuplar, Arabça mektuplara kırık mânâlar vermek usûlü ile verilmektedir.
- İsimsiz neşir: Mektûbât-ı Şerîf’ten Seçmeler. Süleyman Hilmi Efendi Hazretleri’ne bağlı olduğu anlaşılan Ankara Fazilet Neşriyat tarafından 198 sayfa olarak 1994 tarihinde yayınlandı. Türkçe ve Arabça tercüme biraradadır. Eser isimsiz neşredilmiştir.
- Arabça-Farsça Tercüme ve Baskılar
- Murad Remzi el-Kazanî tercümesi: ed-Dürerü’l-Meknûnâtü’n-Nefîse Mektûbâti’ş-Şerîfe. Mekke, el-Matbaatü’l-Miriyye, 1899. 1. cild, 384 sayfa. 2 ve 3. cidler 162+193 sayfa. Nakşî-Müceddidî âlim ve velîlerinden Murad Remzi Efendi’nin tercümesi 1888 tarihlidir. 1899’da ve ileriki tarihlerde Mekke’de neşroldu. 1963 yılında İstanbul’da tıpkıbasımı yapıldı. Bütün Arabça baskılarda ve Türkçe’ye tercümelerin çoğunda bu Arabça tercüme esas alınmıştır. Bu tercüme, Nakşibendî büyükleri tarafından beğenilmiştir. Ali Kara’nın tashihi ile, Arabça harekeli, 784 sayfa olarak 2024 yılında Kitap Kalbi Yayıncılık tarafından neşredilmiştir. Tahkikli yeni bir neşri Siraç Yayınları (2 cild, 784 sayfa) tarafından yapılmıştır. Murad Remzi tercümesinin Türkiye’de devam ettirilen diğer yayınları Fazilet Neşriyat ve Ravza Yayınları tarafından yapılagelmektedir.11
- Muhammed Emir Er el-Mirânî tercümesi: el-Muhtârat min Mektûbâti’l-İmam er-Rabbânî es-Sirhindî. İSAR Yay., 2016/1438. 336 sayfa. Farsça’dan Arabça’ya tercümedir. Dipnotlar düşülmüştür. 122 mektup içermektedir. Nakşî-Hâlidî mürşidlerinden Diyarbekir Çermikli Muhammed Emin Efendi (v.1434/2013) tarafından hazırlanmıştır.
- Sönmez Neşriyat baskısı: Mektûbât. Yayınevi tarafından 1969’da birinci cildin Arabça ve Farsça’sı birarada, çift sütun şeklinde neşri yapılmıştır. 493 sayfadır. Sönmez Neşriyat bir iştirak kurumudur. Devrinde pek çok velî ve âlim tarafından da desteklenmiştir.
- Demir Kitabevi-İbrahim Demir baskısı: el-Mektûbât – İmam Rabbânî. 1963. Arabça-Farsça tıpkıbasım. Birinci cild, 384 sayfa. İki ve üçüncü cildler bir arada 358 sayfa.
- Hakîkat Kitabevi baskısı: Mektûbât’ın önemli Farsça neşirlerinden biri, Nur Ahmed Emritsârî’nin ta’likatlı olarak yaptığı 1905-1916 yılları arasındaki neşridir. Lahor’da 1964’de, İstanbul’da 1977’de fotokopi baskısı yapılmıştır.
- Ârif Nevşâhî baskısı: Mektûbât-ı İmâm Rabbânî. Erkam Yayınları, 2018/1439, 5 Cild, (452 + 550 + 411 sayfa. Şerhli olan bu çalışma Türkiye’deki ilk Farsça neşriyattır.
Bu veriler üzerinden kısaca değinmek gerekirse; Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri vesilesiyle Necip Fazıl’ın başlattığı İmâm-ı Rabbânî zevki, Süleyman Hilmi Tunahan, Mahmud Ustaosmanoğlu, Seyyid Abdülbâkî ve Osman Nûri Topbaş (kaddesallâhu esrârahum) hazerâtının âlim ve akademisyen mürid ve talebeleri tarafından sürdürülmeye çalışılmış, bu yolda çok sayıda tercüme ve yayın çalışmaları yapılmıştır. İlk kez 2013’te bir Uluslararası İmâm-ı Rabbânî Sempozyumu da gerçekleştirilmiştir. Fakat tüm bu çalışmalar gerek teknik, gerekse de ilim olarak istenen kalitede değildir. Hikmetlerine nüfuz gayret ve örnekleri ise Büyük Doğu-İbda kitaplığından başka herhangi bir eserde görünmemektedir.






